SİNEMATOGRAFİ


SİNEMATOGRAFİ
     

   Resim ve heykel gibi sinema da karmaşık gelişen bir sanattır. Karanlık bir ortamda saydamların üzerine kaydedilmiş görüntülerin, belirli bir hızda ardı ardına güçlü bir ışığın önünden akıp tam karşısında bulunan beyaz perdeye yansımasından faydalanılarak hareketliymiş gibi algılanmasıdır sinemanın tekniği. Gözün ağ tabakasına düşen görüntü oradan daha silinmeden yeni görüntünün devam etmesi ile oluşan bir algı yanılsamasıdır. Bu alandaki uzmanlar buna “ pi olayı ” demektedir.
     Bu şekilde sinema aslında bir an’ı değil, anlardan oluşan daha uzun bir zaman dilimini zapt eder. Ve bu zapt ettiği görüntülerle olayları öyküleştirir. Saniyede 24 karenin ekrandan akmasıyla oluşan hareketi tespit edemeyen beynimiz onları birleştirir. Sürekli bir hareket olarak algılar. Bu olayın ilk çıkış noktası, bir deftere çizilen, ardı ardına sayfalar çevrildiğinde yaşanan yanılsama olayının aynısıdır.
     1910’ların başına kadar insanlar bu görüntüleri sessiz sinema olarak seyretti. Ama bu durum izleyiciyi bir süre sonra doyuramaz oldu. Sesin görüntüyü pekiştirdiği, o yıllarda fark edilmişti. Sinema sanatçıları buna da önem vermeye başladılar. Çünkü sinemacılar daha gerçekçi bir sahne yaratmanın peşindeydiler. İlk yıllarda çekilen bir vahşi batı filminde,
Kovboyun kameraya doğru silahını çekmesinin salondaki seyircilerin çok korkmasına sebep olduğu bilinir.
       Daha sonraları ses sorunu, film akarken o anda filmle eşzamanlı “konuşturma” yöntemiyle çözülmeye çalışıldı, bazı filmlerde de canlı müzik çalındı. Bu yöntemler hep daha doyurucu olmaya çalışmanın sebepleriydi. Sonunda tabii ki sinema sanatı da, sanayi devriminden payına düşeni almıştı. Ses ve görüntü aynı anda kaydedilmeye başlanarak, ses problemi çözülmüştü. Hatta sonraları seslendirerek kaydetme yöntemi uygulanmaya başlanmıştı(dublaj).
      Dünya savaşlarının olduğu yıllarda, sinema sanatı belki biraz durgunluk yaşadı ama 1950’lerden sonra sinema artık izleyiciyi bir konuyla sürüklemenin, bir fikri ya da bir olguyu anlatmanın aracı oldu. Sinema sanatı bugün hem izleyicisiyle hem de bu sanatla uğraşanlarla bir duygu, fikir ve estetik bağ haline geldi. Milyonlarca insanın ya da herhangi tek bir kişinin söylemek istediğini, çok büyük kitlelere aktarabilmenin aracı oldu.
      İlk günlerinde daha net görüntü aktarılabilme kaygısıyla çırpınırken; bugün sinema sanatı estetik kaygılarla, uygulanabilir tüm efektleri, senaryoları, yönetmenleri ve oyuncuları ile sadece gerçek olayları değil olası veya tamamen gerçek üstü-hayal ürünü olguları da aktarabilmeye çalışıyor. Defter yapraklarının elle çevrilerek görüntü yanılsaması oluşturma serüveni, bugün DVD de otomatik ilerleyen frame’le (film karesi) sağlanan bir görüntü akışı haline geldi. Artık aklın bittiği yerde, ya aşk başlıyor ya da sinema…
 
2007, Eskişehir
Abdullah Agâh ÖNCÜL
Reklamlar