METRESİSTANBUL

1

Metresim İstanbul,

Ben bu satırları yazarken, sen artık o sevgili İstanbul’a hiç benzemiyor olacaksın. Ve ben senin nasıl bu hale geldiğini bütün herkese bir bir anlatıp fotoğraflarımda izleteceğim…

 1-Altın Devri:

29 Mayıs 1453 tarihinde Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu’nun başkenti Konstantinopolis’in, II. Mehmed (Fâtih) önderliğindeki Osmanlı ordusu tarafından alınması ile 1058 yıllık Doğu Roma İmparatorluğu sona ermiş, Orta Çağ kapanıp Yeni Çağ süreci başlamıştır. Diğer bir adı da İstanbul olan bu şehir, Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti olmuştur.Yüzyıllara tanıklık edecek İstanbul büyük bir hızla gelişmeye ve tarihe ışık tutacak sanat eserleri ve yapılarla donatılmaya başlanmıştır. Bizans’ın tarihi mirasına da Osmanlı kendi sanat anlayışınca sahip çıkmıştır. Yüzyıllar boyunca milyonlarca insanın sevgilisi olacak bu şehir sayısız hayat hikâyelerinin de başrolü olmuştur. Osmanlının en zayıf yıllarında Avrupalı ülkeler tarafından defalarca işgal edilip ağır şartlı antlaşmalar imzalanıp bazı bölgeler kaybedilse de Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığının ve bağımsızlığının ilanı ile İstanbul kimseciklere verilmemiştir. Bu milletin sevgisinin ispatını 1453 ten sonra 6 Ekim 1923 günü Türk Ordusunun müthiş bir bayram havası içerisinde İstanbul’a girerek işgalden kurtardığını Şehri İstanbul tekrar görmüştür. Böylelikle, İstanbul en çok bu topluma yakışmıştır; çünkü en büyük maddi ve manevi bedeli bu millet ödemiştir. O da tabi ki kollarını en çok bu millete açmıştır. Yüzyıllar sonra İstanbul tekrar Türklerin olup göçler başladığında artık bu şehir o kadar büyümüştü ki insanlar bu şehre hayat kurmaya gelirken Fatih’in meşhur: “Ya sen beni alacaksın, ya ben seni!” sözü dillerden dökülür olmaya başlamıştı. Fatih’in derdi bu şehri topraklara katmak, Müslümanlaştırmak, Avrupa ile engeli ortadan kaldırmak ve yeni fetihleri kolaylaştırmaktı. Ya bizim derdimiz neydi? Herkesin “sevgili“ dediği, taşı toprağı altın dediği bu şehri isterken. Ona kavuştuktan sonra da anlamsızca O’na zarar verenler kimlerdi? Son 60 yılda sevgili yi metres haline getirirken Şehri İstanbul’un Altın Devri’ne de son verenler mi? Nelerdi bu açılan diğer devirler, neler acıttı canının bu kentin? Asil görünen hoşgörüsüz sokaklar ve içindeki amaçsız kalabalık milyonlar İstanbul’un muydu? 1-Altın Devri

1-Altın Devri (2)

1-Altın Devri (1)

2-Çöp Devri:

Elindeki çöpe dahi sahip çıkamazken, biz mi yakıştık bu şehre; yoksa onu mu yakıştırdık içimizde ki çöplüğe? En güzel caddelerinden en kuytu duvar üstü, ağaç kavuğu, kaldırım çukurları, bank araları yani çöp kutuları harici her yeri çöplerle doldurduk önce. Hatta öyle ki cinayetlerde cesetleri bile çöp yığınlarıyla kapatabilir oldu katiller bu şehrin sokaklarında. Binlerce ton çöpün bundan bir şey olmaz mantığıyla atılıp bırakıldığı sokaklar ölesiye sevilen İstanbul’undu. 2-Çöp Devri

2-Çöp Devri (2)

3-Trafik Devri:

Araba sevdası başlayan yurdumuzda “otomobil uçar gider” naralarıyla herkes bir araba alma peşine düşmüştü. Alınan arabalarla yapılan yollar arasında mantık dışı bir denklem olduğu için son 20 yıldır otomobilin uçup gitmesi biraz hayal oldu. Ancak araç motorları önce içten yanmalı olarak kendini, sonra da sahibini yakarken; mazot, benzin, asfalt kokusu ve eli amaçsızca kornaya yapışık sürücülerin klakson seslerinin hükmettiği; huzurlu muhitlerin, boğaz kokulu ve poyraza karışmış kuş sesli sokakları İstanbul’undu. 3-Trafik Devri (1)

3-Trafik Devri (2)

4-Toplu Taşıma Devri:

Anlattıkları anılara göre, iş güç peşine düşen İstanbullular uzun uzun yıllar önce; işten sonra boğaz içinde sahil kahvelerine gidip günün yorgunluğunu çıkartıyor, sohbetler ediyorlarmış. Şimdilerde çok az kalmış da olsa, o mekânlara gitmek hafta sonu bile bir mucize oldu. Artan iş yoğunluğu, değeri düşen maaşlar ve geçim sıkıntısının üzerine eve en erken 3 saatte varabilen insanların yaşadığı bir kent oldu bu şehir. Metrobüs duraklarında her an kavga ve kargaşa içerisinde bir otobüse kaç yüz kişi binebilir iddialı, noter tasdiksiz rekorlar kırılıyor artık. Birkaç metre daha eve yaklaşmak uğruna her şarta boyun eğiliyor. Toplu taşımanın incitmediği, geçim derdinin bunaltmadığı o mutlu ve asil insanlar İstanbul’undu.4-Toplu Taşıma Devri

4-Toplu Taşıma Devri (1)

4-Toplu Taşıma Devri (2)

 5-Baz Devri:

Dünya Sağlık Örgütü 2006 da BAZ istasyonlarının sağlık açısından bilinen olumsuz bir etkisinin olmadığını iddia etse de, BAZ istasyonları ile ilgili yapılmış bağımsız araştırmalarda; kansere yakalanma riskini taşıdığı birçok yabancı bilim insanı tarafından rapor edilmiştir. Yazılı ve görsel basından kolayca ulaşılabilinecek bu araştırmalara göre BAZ istasyonu yakınlarında depresyon vakalarının, halsizlik şikâyetlerinin, konsantrasyon problemlerinin artışı gözlemlenmiştir. Hem beden hem de görüntü rahatsızlığı oluşturan bu istasyonlar, siluetinde minare figürleri olan şehrin kadrajına artık uzun anlamsız metal yığınları olarak çoktan girdiler bile. İstanbul’un en güzel yerlerine ve tepelerine, tertemiz hava almak için giden insanlar son yıllarda kanser riskini bile göze alır oldular. Hele bir de 7 tepenin en güzelinde Çamlıca’da yaşamak istiyorum diyenler, burunlarından gelen manzara için yıllardır hukuk mücadelesi vermekteler. Zamanının en ferah yeri olan Çilehane Yolu şimdi BAZ çilesi saçıyor etrafa. Ağaç yerine dikilen, lalelerin içinden lüzumsuzca beliren bu istasyonların korkuttuğu tepeler İstanbul’undu.5-Baz Devri

5-Baz Devri (1)

5-Baz Devri (2)

 6-Kentsel Dönüşüm Devri:

Deprem riskinin yüksek olduğu, her güzelin bir kusuru vardır hikâyesine dönen bu şehir son zamanlarda projeler diyarı oldu. Her gün bir proje çıkıyor, ardından resmen popüler merkezler değişiyor. İnsanlar projelerin içinde yer almak ve haklarını savunmak uğruna 40 yıllık komşularıyla ters düşüyorlar.  Bu arada çoğu kültür mirası olarak sayılabilecek Ayvansaray, Balat, Edirnekapı gibi mahalleler ve aynı ailelerden birçok neslin içinde yaşadığı evler acele ile tam haklar sağlanmadan yıkılıp insanları yalnızlaştıran egoist binalar yeni sahipleri için dikiliyor. Sözüm ona yeşillendirilen birkaç metre kare alan da hediyesi oluyor. Biz yaptık oldu zihniyetli devrin yıktığı, geriye anıların bile kalmadığı o ahşap kokan sokaklar İstanbul’undu. 6-Kentsel Dönüşüm Devri

6-Kentsel Dönüşüm Devri (1)

6-Kentsel Dönüşüm Devri (2)

 6-Kentsel Dönüşüm Devri (3)

7-Elveda İstanbul Devri:

İstanbul denince Sultan Ahmet Cami ve Aya Sofiyan’ın karşılıklı silueti canlanır akıllarda, gönüllerde, fotoğraflarda, filmlerde. O siluet bile artık son birkaç yıldır Üsküdar’dan bakılınca arkasından Zeytinburnu’ndan yükselen binaların manzaralarına karıştı giderayak. Daha anlatmakla bitmeyecek olumsuz değişimlerin kölesi olan, tarih boyunca yaklaşık 160 isme sahip olmuş, o isimlerin hakkını vermiş ama böyle rezalet görmemiş bu şehir, artık verdiklerini de geri alıyor. Şimdilerde yeşiller griye dönüştü, laleleri açmıyor, Boğaziçi baharın kokmuyor, sokaklarında gramofon sesi sustu, yedi tepesi hastalık doldu, denizinde balık bayat tükendi, küçücük bir tebessümü bile çok görüyor yeni gelen misafirlerine. İstanbul içinde sakladığı son sözü söyleyemedi ama herkes şunu duymalı ki giderek betona ve suça boğulan bu kentte, metres olmuş sevgilinin “ELVEDA” deyişi de İstanbul’undu.7-Elveda İstanbul Devri

7-Elveda İstanbul Devri (2)

7-Elveda İstanbul Devri (3)

Abdullah Agâh ÖNCÜL-2013